30 Eylül 2020 Çarşamba
FASO FİSO
KORKUYORUM
Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun
"William Shakespeare"
KAKTÜS VE LAVİNİ
Kaktüsüm diyordum ya sana
Neden biliyor musun ?
Kaktüsler çok dayanıklı canlılardır,
ne soğuktan ne de sıcaktan etkilenirler
Hatta su bile vermezsen , sana asla küsmezler.
Bir şekilde hayatta kalmayı bilir onlar.
Sevmesini bilirsen kaktüsler ne güzel bir çiçektir.
İşte bu yüzden sana kaktüsüm demiştim.
O ; güçlü , dayanıklı , asla pes etmez , hiçbir zaman bizi yarı yolda bırakmaz demiştim.
Peki, ne oldu biliyor musun ?
Seni , kaktüs sanarken meğer sen laviniamışsın.
Sen, ölüm çiçeğiymişsin,
Bizi öldüren senmişsin!
CEM ÇINAR
DAHA ÖLMEDİM
'Bu gece bir fazla geldin bana içime sığmadın taştın.
Bu gece en çok sevdiğin şarkıyı ve kitabı koynuma alıp, sarılıp yattım.
Derken sabah oldu her şey yarım kaldı.
İçtiğim çay, yediğim iki lokma ekmek boğazıma dolandı.
Çok geçmeden saksıdaki çiçek öldü.
Sürekli beslediğin güvercin vardı ya, o da pencereye gelmez oldu.
Güneş hiç açmadı, gece yanımdan ayrılmadı.
Işığım söndü. Gökyüzü delindi.
Oksijenim kalmadı.
Sana söz suyum!
Bu çalan şarkılar, bu kitaplar seni bende yaşatacak.
''Ama bir gün kavuşabilecek miyiz?'' dersen.
- Daha ölmedim.''
İbrahim Ercan
- Nerede hata yapıyoruz Olric?
OYUN
Masa tenisi, langırt, dart, satranç oynayan her yaştan insanlar... Orta yaşlı adamla genç kız satranç masasına karşılıklı oturdu. Adam beyaz, kız siyah taşların tarafında... Adam piyonla açılış yaptı. Kız cep telefonunda bir şeyler yazıp tahtanın kenarına bıraktı. Bir taşlara bir telefona bakıp somurttu. "İki saat yazmaz. Bekle dur." Adam ne olduğunu soracakken kız "Kankam iyice bezdirdi baba," diye lafı ağzından aldı. "Çabuk yaz diyorum, yazmıyor. Niye yazmadığını sorduğumda kızıyor. Bir türlü anlamadım." Adam ısrarla "Hadisene kızım oyna artık." Kızın yanakları sinirden pembeleşmiş "Düşünüyorum, sıkıştırma." Sıkıntıyla üflenen nefes... Eli telefonuna gidiyordu ki babasını fili oynatırken gördü. Buyurgan tonla "Sıranı beklemelisin." Adam gözleriyle telefona işaret etti. "Bence de!"
İLGİNÇ AMA ANLAMI YÜKSEK
‘’Baba bana muz alır mısın?’’ dedi. Adam sessizce ‘’Söz kızım para kalırsa bu hafta alacağım sana’’ deyip ilerledi, ama tam arkasındaki beni farketmedi. Pazarcı abiye dedim ki "Bu adam ile çocuğuna iyi bak. Şimdi 2 kilo muz tart. Birazdan senin tezgahın önünden geçerse ve durup muz almazsa abi diye seslen. Sonra ona " Hani geçen hafta bozuk yok diye para üstü verememiştim ya. İstersen muz vereyim, helâlleşelim" diyeceksin. O baba çocuğun yanında rencide olmasın. Ama canı muz çekmiş, aklında kalmasın. Eğer böyle yaparsan hem sevaba girersin, hem de bereketlenirsin. Söz fazla fazla vereceğim, 10 kilo da ben alıp götüreceğim. Şimdi ben arka taraftan sizi seyredeceğim... Abi kızını diğer tarafa almış, geçiyor. Kızı muz tezgahını görmesin istiyor. Pazarcı abi tam da dediğimi yaptı. O küçük kız o poşeti babasına bırakmadı, kendisi taşıdı. Aslında babası anlamıştı. Pazarcı bir hayır yapmak için bu oyunu tasarlamıştır diye sanmıştı. Başı önde yürüdü gitti. Son bir defa dönüp sessizce gözleri ile teşekkür etti. Pazarcı abiye uzattım parayı almadı. Gözyaşlarını saklamak için arkasına bakmaktaydı. Birini mutlu etmek bu kadar kolaydı. Ama bütün mesele aynı zamanda da babayı utandırmamaktı. Çok şükür bu da kısmet oldu. İçimiz huzur ile doldu. Aslında 7,5 TL idi kilosu. Ama işte olmayınca olmuyordu. Ama en çok beni etkileyen bir tane yemek isteyen kızına ‘’Evde ye kızım, belki alamayan vardır; olur mu? ‘’ diyen baba oldu
ZAMAN GEÇİYOR
Otel odası yalnızlığı bir şey var. Literatürde henüz yok, olması da zor. Bazı şeyleri özel kılan zaten herkes için tarifinin mümkün olmayışıdır. Eski bir sundurmanın altında yağmurda herhangi birinle beklemeyeli en az on sene oldu. Şemsiye kullanmayalı dört, yağmurluk giymeyeli iki sene… Oysaki her kış yağmur yağıyor. Bu şehir gözlerimin önünde erimeye başladı. Gökdelenlerin arasına sıkışmış gece kondu mahalleleri artık şehirler arası otoyolların kenarında ki yapraksız kuru ağaçlar gibi kaldı. Herhangi bir şeye ya da birine doğru hitap etmeyeli çok zaman oldu, ağaç dikmeyeli de. Ellerim toprağı unuttu, parmaklarım dokunmayı ve köprücük kemiğim sevilmeyi. Sigarayı zevk için içerdim eskiden şimdi alışkanlık oldu. Maksat yağmur dininceye kadar pencere başında vakit geçsin. Doldum ama taşacak gibi değilim. Halim yok. Sonbahar mavisine boyanmış çitlerden atlayıp kaçan çocuklardan mustarip erik ağacı gibi sessizce caddeyi izliyorum. Ucuz çamaşır suyu kokusu ve ucuz kadın parfümleri arasında garip bir bağ var. Her iki maddenin de kokusu uzun süre tenden gitmiyor, bunun yoksulluğun ve boşvermişliğin yarım kalan çığlığı olduğunu zannediyorum. Yine de ucuz çamaşır suyu kokan ve yan odada kim olduğu belirsiz heriflerin kaldığı otelleri daha çok seviyorum. Yoksulluk hayatın parmak izini hep sırtında taşıyor ne de olsa. Git gide yeni şeyler keşfediyorum. Sokaklar ve yoksulluk arasında bir bağ var. Bir sokak ne kadar darsa, yoksullukta bir o kadar artıyor. Gecekondu mahallelerinin hemen köşe başında ki penceresi ardında kadar açık evlerde genelde çalınacak bir tencere dahi olmuyor. Ve kırmızı halılar yemek lekesini çok iyi saklıyor. Şayet evde elleri titreyen bir ihtiyar varsa genelde beyaz, o evin kapısından adım atmıyor. Kırmızıyla siyah, şeytan gibi yapışıp duruyor evin yakasına. Tuhaf bir ayrıntı daha keşfettim dün gece yürürken. Şemsiyeler. Şemsiye kullanan insanlar, şemsiye kullanmayan insanlardan daha fazla korkuyor dünyanın türlü kötülüklerinden. Koruyacak birçok şeylerinin olması da söz konusu değil. Tükendim galiba, artık insanlara nefesim yetmiyor. Herhangi bir şey beklemiyorum ya da herhangi bir haber. Tükenmek ve yalnızlığın rutubetli geometrisine teslim olmak böyle bir şey tam olarak. Hareketsizliğin ve terk edilmişliğin küfle karışık yarı tozlu yorgan kokusu artık her yanımda.
- zaman geçiyor
PEKİ İNSANI TANIMAK
Kalbin atmadığı saatler ve saatleri her gün tekrar eden insanlar var. Çöllerin dışında kalmış çöller, okyanusların sırtını çevirdiği okyanuslar var. Her şey birbirini sindirmeye çalışıyor.
Taşmak isteyip taşamıyorum, halim yok. Sürekli günleri tekrarlıyorum. Günlerin sırasını unutmaktan korkuyorum. Isı nasıl hesaplanır, dairenin alanı hesaplanırken pi kaç alınır, hatırımda. Gündelik her şey yavaş yavaş siliniyor. Buğu gibi. Günlerin sırası, aylar ve rakamların çağrıştırdıkları.
Doğum günüm, kimlik numaramın ilk üç rakamı ve kredi kartlarımın son dört hanesi, artık hiçbiri hatırımda değil. Dairenin alanı hesaplanırken pi üç virgül on dört alınır ve yarı çapı ile çarpılır. Biliyorum.
Cumartesi sabahları erken uyanıyorum, pazarları da öyle. Günlerin birbirini kovalamasının pek bir önemi kalmadı, beklediğim herhangi bir şey yok. Beklediğim herhangi biri yok. Beklediğim herhangi bir tarih yok. Beklentilerimden arındım, insanın en yalın haliyim.
İnsan ne kadar çok düşünürse o kadar aciz bir varlık olduğunu fark ediyor. Aynaya bakmak istemiyorum, o görüntüye tahammül edecek cesarette değilim. Belki müzmin bir anksiyete belki varlığıma yönelik bir isyan, bilemiyorum. Ben sadece öfkeyi, kini, simsiyah zehir gibi nefreti hissediyorum.
Hiç kalbi atmadan yaşayan insanlar var, kendimden biliyorum.. İyi biri değilim, olmak ister miydim? Cevaplaması zor bir soru. Kim için, ne için? Galiba istemezdim. İsteseydim bunu sormazdım.
Hayatta pi’nin üç virgül on dört alındığı hiçbir problem yaşamadım, insanlar yalın olmayı arzuluyor. Virgülleri ve küsuratları sevmiyor. Ben yine de dairenin alanını hesaplarken yarıçapı, üç virgül on dörtle çarpıyorum.
Toplardamarımdan akan sıcacık kirli kanın akışının ağırlığını hissediyorum. Bileklerim sızlıyor. Kalpsiz insanların da canı yanabiliyor, tuhaf bir şey bu. Şekersiz çaydan tat alabilmek gibi. Şekersiz çaydan aldığım tadı şekerli çaydan hiçbir zaman alamadım. Geometrik bir mesele değil, daha çok bilinçaltı ve biraz anatomi bilgisi.
Çocukluğumdan bu yana, kendimi ait hissedeceğim yaşı bekledim. İki bilinmeyenli denkleri çözmenin en pratik yolu bilinmeyenlerden birini yok etmektir. Ben kimdim, biliyor muydum? Bilmiyordum. Peki ya ait olmam gereken şey ya da şeyler neydi? Onu da bilmiyordum. Ait olmam gerekenleri bulmak için kendimi yok etmeyi tercih ettim.
Fazlalıklarımdan kurtuldum. Zevklerimden arındım. Herkes pembe balonları ve ihtişamlı kuleleri seviyordu, ben gözlerimi kapadım. Barut kokusu, bomba sesi, ecel çığlığı, yanmış cesetten yayılan ciğer parçalayan çürük et kokusu… İnsanı tanımak için, ilk önce insanın en kirli maceralarını keşfettim.
Hatıralarım var, güzel hatıralarımın sayısı fazla olabilirdi. Fakat bu adil olmazdı. Bu dünyada cennette gitmek isteyenden çok cehenneme gitmek için yarışanlar var. Korku insanın kaçtığı yerde bulur. Karanlıkla barıştım. Sonra geometriyle, çünkü her çok kenarlı prizmanın kör bir noktası var.
Fazlalıklarından kurtuldum. Bugün çıksa canım bedenimden, geriye kirli bir et yığını kalır. Hayallerimden arındım, o ruha renk veren aşktan, dünyevi hırslardan… iyiyim ben, iyi olmasam da iyiyim.
Açıyorum gözlerimi. Hazırım. Şeytanı utandıracak uhrevi cinayetlere tanık oldum ben, daha ne kadar kötüsünü görebilir gözlerim?
NEREDE O SEVDİĞİM ADAM
Gözlerim duymuyor, kan tadı var genzimde.
Yemekten bahsedin bana. Kursağımda büyüyen lokmaların lezzetini koklamak istiyorum. Gözlerim duymuyor, kan tadı var genzimde.
Ufak çığlıkları birbirine ekleyip kocaman cinnetler doğuruyorum. Ah köprücük kemiğim, üzerinde binlerce adamın parmak izi var. Aşık olduğum bir adam var, biraz hayalet. Parmakları balkon demirlerinden Rönesans’a damlıyor.
Aldığım nefes yetmedi, doktorlar şimdi bir kutu ilaç getirecek ve hayaletler beyaz mendillere dönüşecek. Seslerim uykuya dalacak ve bir Müzeyyen çalacak en tatlı uykumdan. Koşsanıza, sesler öldürmemi söylüyor. Kan tadı var dudaklarımda, nerede beyaz turnalar?
Parmaklıklar, balkon demirleri ve limana demirlemiş cehennem itleri… Köpekler nerede? Kuzular şimdi kurtları mı otlatmaya gitti? Deniz… Nerede deniz? Sesler denize karışınca yağmur yağacak ve kutu kutu ilaçlar damarlarımdan kaburgalarımın arasına sızacak.
Hissediyorum, mükemmel bir tutku sevmek. Peki ya nerede sevdiğim adam? Dün gece telefonda konuştuk son kez, bugün benim için yeni cennetler yaratmaya gitti. Gelecek, biliyorum. Seslerim de öyle dedi.
Beyaz turnaların kanatları kıpkırmızı, nisan bulaşmış sevdiğim adamların tırnaklarına. Seslerim felaketi anlatıyor, nerede bu beyaz entarili doktorlar? Balkon demirleri ıslanıyor, yağmuru durduracak biri yok mu? Su basacak bütün odayı, boğulacağım. Açsanıza kapıyı, turnalarım uçamaz, açın kapıyı!
Nerede benim sevdiğim adam? Köprücük kemiğim kırılacak ağrıdan, nasıl bir yağmur bu!
Bir doz daha, sonra bir doz daha… Hafifliyorum, zayıfladım ben. Çok kilo verdim, mayıs ektim haziran biçtim şimdi ne güzel kokacak sardunyalar.
Beyaz turnalar ne güzel gülümsüyor, aşk olduğum adam nerede şimdi? Gözlerimi kapattım, bekliyorum. Balkon kapısı açıldı, martılar beni almaya geldi. İlkbaharı cebime sakladım, en tatlı tarçın kokusunun ortasında koyacağım sofraya.
Hafifliyorum. Tatlı bir meltem esti, hissediyorum. Gözlerim kapanıyor, kanım sıcacık akıyor, hafifliyorum. Parmak uçlarım bedenimden koptu, ne tatlı bir sızı bu! Kemiklerimin ortasında bin bir orkestra dans ediyor. Hafifliyorum
29 Eylül 2020 Salı
BELİRSİZLİK
Çok emek verince, çok çabalayıp kendini paralayınca daha iyi olur sandım herşeyin kimi zaman bekletiler istekler...Fakat bazen çok çabalamanın boşa kürek çekmek olduğunu geç öğrendim Oysa bazen düşünmek gerekliymiş sadece başka bir pencereden bakmak gerekirmiş dünyaya.....
AH O KOCA BELİRSİZLİK
İnsanı asıl delirten ve karanlığa hapseden şey belirsizlikmiş Çünkü sonunu bilemediği yollarda kayboluyor insan.
Bazen önünü görebilmek en büyük savaşları kazanmaktan bile daha önemliymiş .
Bitirdiğiniz her belirsizlik için bir not nırakmayı unutmayın
BİR YOLA ÇIKTIM
Evet zorlu bir yoldayım evet bazen hep tek başımayım.
Bazen düşüyor olabilirim ve dirseklerim haddinden fazla kanamışta olabilir
Kimse kaldırmıyorda olabilir
Ama bunların hiçbiri canımı yakmıyor ve mutlu olmama engel değil .
Neden mi ? Geldiğim yer, her neresi olursa olsun
''Oraya benim sayemde geldin ''
diyemeyeceksin .
HANGİ PAPATYAYDI O ?
Hayat, zaman zaman bizi karmaşık duygularla sarmalar. İlişkilerde, dostluklarda, hatta kendi iç dünyamızda birçok kararla yüzleşiriz. İşte ...
-
Rasim, bir aksam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, su satırlar yazılıydı: ...
-
Yağmuru seviyorum diyorsun, yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun... Güneşi seviyorum diyorsun, güneş açınca gölgeye kaçıyorsun... Rüzgarı sevi...
-
Evet zorlu bir yoldayım evet bazen hep tek başımayım. Bazen düşüyor olabilirim ve dirseklerim haddinden fazla kanamışta olabilir Kim...

