30 Eylül 2020 Çarşamba

ZAMAN GEÇİYOR

Otel odası yalnızlığı bir şey var. Literatürde henüz yok, olması da zor. Bazı şeyleri özel kılan zaten herkes için tarifinin mümkün olmayışıdır. Eski bir sundurmanın altında yağmurda herhangi birinle beklemeyeli en az on sene oldu. Şemsiye kullanmayalı dört, yağmurluk giymeyeli iki sene… Oysaki her kış yağmur yağıyor. Bu şehir gözlerimin önünde erimeye başladı. Gökdelenlerin arasına sıkışmış gece kondu mahalleleri artık şehirler arası otoyolların kenarında ki yapraksız kuru ağaçlar gibi kaldı. Herhangi bir şeye ya da birine doğru hitap etmeyeli çok zaman oldu, ağaç dikmeyeli de. Ellerim toprağı unuttu, parmaklarım dokunmayı ve köprücük kemiğim sevilmeyi. Sigarayı zevk için içerdim eskiden şimdi alışkanlık oldu. Maksat yağmur dininceye kadar pencere başında vakit geçsin. Doldum ama taşacak gibi değilim. Halim yok. Sonbahar mavisine boyanmış çitlerden atlayıp kaçan çocuklardan mustarip erik ağacı gibi sessizce caddeyi izliyorum. Ucuz çamaşır suyu kokusu ve ucuz kadın parfümleri arasında garip bir bağ var. Her iki maddenin de kokusu uzun süre tenden gitmiyor, bunun yoksulluğun ve boşvermişliğin yarım kalan çığlığı olduğunu zannediyorum. Yine de ucuz çamaşır suyu kokan ve yan odada kim olduğu belirsiz heriflerin kaldığı otelleri daha çok seviyorum. Yoksulluk hayatın parmak izini hep sırtında taşıyor ne de olsa. Git gide yeni şeyler keşfediyorum. Sokaklar ve yoksulluk arasında bir bağ var. Bir sokak ne kadar darsa, yoksullukta bir o kadar artıyor. Gecekondu mahallelerinin hemen köşe başında ki penceresi ardında kadar açık evlerde genelde çalınacak bir tencere dahi olmuyor. Ve kırmızı halılar yemek lekesini çok iyi saklıyor. Şayet evde elleri titreyen bir ihtiyar varsa genelde beyaz, o evin kapısından adım atmıyor. Kırmızıyla siyah, şeytan gibi yapışıp duruyor evin yakasına. Tuhaf bir ayrıntı daha keşfettim dün gece yürürken. Şemsiyeler. Şemsiye kullanan insanlar, şemsiye kullanmayan insanlardan daha fazla korkuyor dünyanın türlü kötülüklerinden. Koruyacak birçok şeylerinin olması da söz konusu değil. Tükendim galiba, artık insanlara nefesim yetmiyor. Herhangi bir şey beklemiyorum ya da herhangi bir haber. Tükenmek ve yalnızlığın rutubetli geometrisine teslim olmak böyle bir şey tam olarak. Hareketsizliğin ve terk edilmişliğin küfle karışık yarı tozlu yorgan kokusu artık her yanımda.

    Hiç yorum yok:

    Yorum Gönder

    HANGİ PAPATYAYDI O ?

     Hayat, zaman zaman bizi karmaşık duygularla sarmalar. İlişkilerde, dostluklarda, hatta kendi iç dünyamızda birçok kararla yüzleşiriz. İşte ...