30 Mart 2021 Salı

Ben anlamı olan bir yarın istiyorum.

İnsanlarla yarış halinde olmayı sevmem. ‘En iyiden daha iyi olmalıyım’ diye kendimi yiyip bitirmem. Kendimi hiç olmayacak bir hayalin peşinden sürüklemem.


Yarışmam, kendime yabancılaşmam, çok zaman sonra ‘bu da kim?’ diye üzülmem.


En üst mertebeye ulaşmak için türlü oyunlar çevirmem.


Herkes beni sevsin istemem. Herkesin huyuna gidip, eve döndüğümde kendi zoruma gitmek istemem.


Ben küçücük bir dünya isterim. İşe yarar bir dünya.


Birinin yüzünü güldürdüğümde ‘gerçek oldu bu rüya!’ demek isterim.


Uyandığımda bir anlam çıkarayım günden, biri için değerli olayım, birinin hayatına dokunayım, bir güzel yazı okuyayım hiç ummadığım birinden.


Gerisi de varsın bir başkasının olsun. Gözüm yok, istemem.

 


Hırsınız, konuşmalarınız, huzursuzluk veren bakışlarınız sizin olsun.


Bıraktım akıl oyunlarını, bıraktım alengirli soruları, bıraktım tüm zaferleri, tüm başarıları…

 


Ben anlamı olan bir yarın istiyorum.


 

Sabah 09.00’da kalkıp işe koyulacağım bir yarın.


Ben öyle bir dünyada tamım. 🏡

16 Mart 2021 Salı

MESELA DİYELİM

 Mesela diyelim bir kadınla beraberliğim olsa,eğer onu seviyorsam,onu kaybetme korkusu bir an olsun aklımdan çıkmaz..Oscar wilde di sanırım "evlenen erkek mutludur;eğer karısını sevmiyorsa" demişti galiba..ya da ona benzer bir şey..benimki de öyle ,bir kadının beni terk etmemesini ,onu kaybetmemeyi umursamamam için onu sevmemeliyim..


Evet sevdiğim zaman yanlış bir sevgiyle seviyorum.bu sevginin en ilkel halı belki,cocukcasi..yapışkan,bağımlı bir ilişki..her an bir hata yapıp sevdiğim kadını kızdıracak,kiracak ve benden uzaklaşmasına neden olacağım..ve sürekli onu kırıp kirmadigimi,beni artık sevip sevmedigini teyit etmek isteyeceğim..bu ölüm korkumdaki gibi..şimdi ölmedim ama birazdan ölebilirim mantık olarak..buna engel bı şey yok..bu kadar kolay olması beni çıldırtıyor ölüm ihtimalinin..işte kafamdan çıkaramıyorum..

..

Öyle patolojik bir hale burunuyor ki mesela ilişki denemeleri..bir kadın demişti bir kitapta..sevdiği adam bir bulusmada gözünü başka yere cevirse terk edileceğinden korkuyordu..işte bu ben..ben de böyleyim.cok çabuk yetersizlik,değersizlik duygularım aktive olabiliyor..ve sonra zavallı bir halde karsidakinin istediği gibi biri olmaya çalışmak..kendin olmaktan zaten cikmissindir ..yeter ki beni sevsinler..benim gorusum,benim duruşum,fikirlerim önemli değil..dünyanın en korkunç şeyi birileriyle ters düşmek..çünkü kızarlar,seni dislarlar,terk ederler,sevmezler... dayanamıyorum..

..


Annesiyle göz teması kuramayan bebek gibiyim..annemin sürekli işleri var,hizmetçi gibi,benimle ilgilenmiyor doğru düzgün..oysa ben onun benimle ilgilenmesini istiyorum.hem de büyüklerin dünyasına has mantık kurallarına aykırı olarak.7/24 benimle ilgilensin sadece benimle ,sadece.baska hiçbir şey yapmasın..bunun yetişkinlikte ki yansımaları da oluyor..sevildiğini hissetmek için aşırı ilgi bekliyorsun..halbuki sevgi,sevmek bu değil..ama gel gör ki içine kabul ettiremiyorsun..hissettiklerin mantıkla uyuşmuyor..

..

Sevmek..ama bir yetişkin gibi..olgun, mantıklı,hareket alanı tanıyarak,birbirinden bağımsız ama Halil Cibran in dediği gibi bir yapıyı taşıyan iki sütun gibi olmak..bir yetişkin olmadan öleceğim gibi düşünüyorum bazen..salya sümük aşık,leylasini gören köpeğin gözlerinden öpen Mecnun gibi...

==# ALINTI # ==

4 Mart 2021 Perşembe

YARIM KALAN BİR AŞK HİKAYESİ

Rasim, bir aksam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, su satırlar yazılıydı:
 
"Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin kariniz olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size tanıtmayacağım. Mektuplarınızı ..... Adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir beybabam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüşebiliriz. Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nisanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canim sıkılıyor. Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır."
 
On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir şey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüreğine bir ateş düştü. Tanımadığı bu kızı deli gibi sevmeye başladı. O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasına çekilerek kendisini seven bu genç kıza uzun bir mektup yazdı. Mektubu posta kutusuna attığı zaman birdenbire on yas büyümüş gibi gurur duyuyordu.
 
İsminin Bedia olduğunu söyleyen bu genç kız, Rasim'in mektuplarına düzenli olarak cevap veriyor, eğer bir iki gün geciktirecek olursa kıyametleri koparıyordu.
 
"Sizi ne kadar sevdiğini ve sizin mektuplarınızdan başka tesellisi olmadığını söyleyen bir zavallı kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru olur mu? Hem mektuplarınızı çok kısa yazıyorsunuz. Bir rica daha: mektuplarınızı biraz okunaklı yazıyla yazamaz misiniz?"
 
Genç okullu, akşamları erkenden odasına kapanıyor, sevgilisine kendini beğendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yazıyordu.
 
Bedia ayni zamanda meraklı bir kızdı. Bazen söyle sorular sorduğu da oluyordu:
 
"Evlendiğimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya'ya mi gidelim, İsveç'e mi? Bu iki memleket acaba nasıldır? Halkı nasıl yasar ne iş görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?" Yahut da "Sen Abdülhak Hamit Bey'in Esber'ini okudun mu? Nerelerini en çok beğendiysen yaz da ben de okuyayım...
" Genç okullu, nişanlısına karşı küçük düşmemek için, coğrafya ve edebiyat kitapları karıştırıyor, onun istediği bilgiyi toplamak için günlerce çırpınıyordu.
 
Bedia bir mektubunda ona söyle darıldı: "Sizinle muhakkak görüşmeye karar vermiştim. Dün okul dönüşünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunuzu hatırlamamış, çok fena giyinmiştiniz. Üstünüz başınız, ayakkabınız çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşlarınızla mı boğuştunuz acaba? Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim."
 
Rasim fena halde utandı ve üzüldü. O günden sonra olağanüstü dikkat ve özenle giyinmeye başladı. Bedia bir kere de onun okuldan çıkar çıkmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolaşmasından şikayet etmişti. Acaba kendisi evde onun için ağlarken, o, başka kızların pesinde mi geziyordu?
 
Rasim dünyada Bedia'sindan başka hiçbir kızı sevemeyeceğini yeminlerle yazdı ve sokakta dolaşmaya, tesadüf ettiği kızlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu. Bir aksam, Rasim'in annesi Nedime Hanim kocası Ahmet Beyi matemli bir çehre ile karşıladı, ağlamaklı bir tavırla:
 
"Ah Bey,başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Bedia isminde bir kız musallat olmuş. Bugün Rasim'in odasını düzeltirken mektuplarını buldum. Evladımız elden gidiyor. Bir çare bul."
 
Ahmet Bey'de hiçbir meraklanma işareti görünmüyor, tersine kıs kıs gülüyordu. Sesini alçaltarak:
 
"Korkma Hanim," dedi, "oğlana aşk mektuplarını yazan kız benim! Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün gayretimize rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk. Nihayet düşüne düşüne bu çareyi buldum.
 
Rasim'in kıza yazdığı mektuplar sayesinde yeni yazıyı mutlaka öğreneceğinden ve bu sene sınıfı geçeceğinden eminim. Doğrusunu istersen, ben de eski yazıyı bir zamanlar sana mektup yaza yaza öğrenmiştim."

==#ALINTI#==

HANGİ PAPATYAYDI O ?

 Hayat, zaman zaman bizi karmaşık duygularla sarmalar. İlişkilerde, dostluklarda, hatta kendi iç dünyamızda birçok kararla yüzleşiriz. İşte ...