26 Ekim 2020 Pazartesi

💔💔

 ‘Bakın sevmek öyle cümlelerde filmlerde gördüğünüz gibi bir şey değil. yani öyle birkaç sevgi mesajı, birkaç gece, birkaç sahiplik fotoğrafları falan öyle değil. daha farklı. mesela onu görünce hızlanan kalbiniz değil. her adımda ona yaklaşma, onu görme hissidir sevmek. o adımları onun için atmaktır. bir sokak arasında elini tutmak, elini tutmak değildir sadece. benimsin diyebilmenin dışavurulmuş halidir sevmek. beraber içilen sigarayı küllükte söndürüp bunu fotoğraflamak değildir. onun ciğerinden çıkan o zehri bile ciğerlerinde hissetmektir. o masada yanan şeyin sadece sigara değil, ciğerleriniz olduğunun bilinciyle içmektir o sigarayı. rakı içelim, güzelleşelim mantığıyla içilen rakı değildir. suyla karışınca rengini kaybeden, ortaya farklı bir renk çıkan, birleşmenin, bütün olmanın bilinciyle içilen rakıdır, sevmek. birlikte fotoğrafı olmadığı halde, “olsun abi, ben onu hayal ediyorum... varmış gibi davranıyorum” demektir, sevmek. üstünden günler, aylar, yıllar geçmesine karşın, nefretle değil, hala, her şeye rağmen ilk günkü gibi bakabilmektir. kokusunu kilometrelerce öteden alabilmektir. damarlarında akan kanda hissebilmektir, sevmek. öyle çevresindeki üç beş insandan kıskanmak değil demek istediğim. esip tenine vuran rüzgardan kıskanmaktır, sevmek. keşkelerde değil, iyi ki’lerde saklayabilmektir. ihtişamlı sevmeleri geçelim. sevildiği için kendiyle onur duymaktır, sevmek. bir meyvenin olgunlaşmasını beklemek değil, düşüp onun toprağına karışmaktır. sadece sevinçlerine, kötüsüyle iyisiyle her anında yanında olmak, olmasan da yanındaymış gibi hissettirmektir, sevmek. dinlediği müziğin sözlerinde anlam aramak değil, o müziği onunla yaşamaktır. onu hep yanında istemek değil, kötü anında bile bir adım uzağında olmaktır, sevmek. siz sevmeyi değil, sevginin anlamını bilmiyorsunuz. gözle değil yürekle oluyor o. “saçlarını arkadan toplardı abi... tam değil. hafif yanlarını salardı aşağı. hele hafif bir rüzgar esse, saçlarını kıskanırdım rüzgardan. bilirdi, bilmezlikten gelirdi. severdim, görmezden gelirdi.”

23 Ekim 2020 Cuma

🤫🤫

 Karşımdaki insana gösterdiğim iyi niyet benim insanlığımdı, onların bunu suistimal etmesi de onların insanlığı. Benim kafam ve vicdanım rahat, herkes kendine yakışanı yaptı.

20 Ekim 2020 Salı

🌞🍁🍂

Mevsim yaz 

Ama içim sonbahar gibi 

Ağlıyor da ağlıyor 

Yalnızlar ülkesinin baş müdavimi

Çaresi bulunmamış bir acının içinde buldum kendimi 

Adına ne derseniz deyin 

Aşk mı, gönül yorgunluğu mu yoksa çaresizlik mi?

Ne fark eder 

Hepsinin ana vatanı kalp değil mi ?

Ama hayat bir kitap 

Hangi mısrada bulurum kendimi bilmem 

Kimi zaman tatlı bir an

Kimi zaman acıyla dolu bir imtihan 

Yaşamaya değer hayat 

Acısıyla tatlısıyla yaşamaya değer 

İçimde yağan yağmur 

Tıpkı bir efsunlu armoni gibi 

Ruhumu dinlendirir ve dillendirir 

Durmak bilmeyen bir sağanakta 

Ben, O sağanakta çırpınan 

Dalından ayrılmış bir yaprak gibiyim 

Dedim ya adını siz koyun 

Aşk mı , gönül yorgunluğu mu yoksa çaresizlik mi ?

11 Ekim 2020 Pazar

Yavaş Yavaş

Yavaş seyahat etmeyen ölür
okumayan
müziği duymayan
Kendi içinde uyum bulamayanlar. Yavaşça ölür.
kendine olan inancını yok eden,
Kendisine yardım edilmesine izin vermeyen. Aşkın kendisini yok eden kişi yavaş yavaş ölür
Ve günlerini sürekli şikayetlerle yaşıyan
Kötü şans veya aralıksız yağmur. Planlarından vazgeçen yavaş yavaş ölür,
Hatta başlamadan önce,
Kendisine bilinmeyen argümanlar hakkında soru sormayan,
Ve kim bildiği sorulduğunda cevap vermez. Alışkanlığın kölesi olan yavaş yavaş ölür
Her gün aynı rotayı takip eden
yön değiştirmeyen
Giysilerin renklerini değiştirmeyi riske atmayan?
Yabancılarla konuşmayan. Yavaşça ölür
tutkulardan kaçan
Ve esnemenin yerini bir gülümseme alabilir.
"İ" harfinin yerine siyah beyazı ve noktaları tercih eden
Duygularınla ​​birlikte olmak yerine
Gözleri parlatanlar,
Bu kalbini attırabilir
Ve hatadan ve duygulardan. Masaları çevirmeyen yavaş yavaş ölür,
Kaderin darbelerini geri püskürtmeyen
işte ya da aşkta mutsuz olduğunda,
olanı riske atmayan
bilinmeyen uğruna gidersen ne olabilir
bir rüya için,
hayatında en az bir kez kendine izin vermeyen,
ihtiyatlı öğütlerden kaçmak için ... Küçük dozlarda ölümden kaçınmaya çalışalım,
Her zaman hayatta olmayı hatırlıyorum
Çok uzun çaba gerektirir
Nefes almak için basit bir eylem. Anı yaşa!
Bugün bir şans alın!
Bugün yap!
Yavaşça ölmeye cesaret etme!
KENDİNİZİN MUTLU ETMEYİ İHMAL ETMEYİN!

Pablo Neruda

KISKANÇLIK YIKICI BİR DUYGUDUR

 

Acı ve zehirli.

Bu hissi yaşayan kişinin hayatını mahveder. Kıskançlıktan doğan düşünceler olumsuzdur ve insan vücudunu zehirler.

Kıskançlık korku ve kendinden şüphe duymaktan doğar. Bir kişiyi kaybetme ve onu size yakın tutamama korkusu. Bilinçsizce kıskanan adam kaçmak ister.

Kıskanç bir kişi, sevdiği adamın saygısızlığını ve ilgisizliğini hak eder ve bu da kıskançlığın alevini daha da ateşler.

Ve bu yüzden, bu duygu ortadan kaldırılmalıdır. Temeli güvensizlik ve kendinden hoşlanmama olduğu için ortadan kaldırılması gerekir.

Bunu yapmak için kendiniz üzerinde çalışmanız, düşüncelerinizi, sözlerinizi, görünümünüzü, hareketlerinizi takip etmeniz gerekir.

Kendinize dikkat ederek yaşayın.

Düşüncelerde, ruhta, bedende, çevrede saflığın yardımı ile dengeye gelmek.

UNUTMA PİŞMAN OLMAKTA MARİFETTİR...

Pişman olmak senin bir parçan aslında hatandan,yanlışından,yanılgından oluşan bir yürek sızısı eğer pişman olmasaydın bazı şeylere şimdi bu kadar güçlü olamazdın.Düşünkü bir yoldasın,önüne taş çıkıyorda nasıl kenara alıp yoluna devam ediyosun.Oysa daha önceden takılıp düşmüştün şimdi biliyorsun aynı hatayı yapmazsın yapmamaya çalışırsın,illahaki düşmekmi lazım diceksin tabiki hayır ama bazı şeyler yaşanmadan anlanmaz.Ders almış,öğrenmiş,kabullenmiş acılarınlada daha güçlü olmuş, olursun.Kırmasaydım,ağlatmasaydım,yapmasaydım,söylemeseydim,anlatmasaydım,üzülmeseydim içimi açmasaydım,güvenmeseydim yada tam tersi yapsaydım,söyleseydim tutsaydım sevseydim bu söyleninen sözler hep vardır. Ömrümüzde pişmanlıklarımız ama bizi biz yapanlarda bunlar değilmi? Pişmanlık zayıflık demek değildir ,yada her zaman kötü biri olduğun anlamına gelmez nasılki rabbin seni pişman olduğun için affediyorsa sende kendini affet ve yoluna devam et


6 Ekim 2020 Salı

SEVDİN Mİ ?

 Sen karanlıkta hiç türkü söyledin mi

Türkü söyledin mi hiç karanlığa

Hiç yemin ettin mi gönülden

Katıldın mı bir inanca

Yürek dolusu binlerle

Hiç sevdin mi ha

Sevdin mi?

Hadi be !


Müştak Erenus

Bir balıkçı teknesinde yer gök mavi bir yudum yaşam zamanı

Şimdi hayat

açık denizlerde iyot kokusuna karışmış yosun ve balık kokusu

ah bir de bir kadeh dolusu yaşamak zamanı


Şimdi hayat

martıları bir parça simitle tekneye konuk etme zamanı


Şimdi hayat

hafiften esen meltemin tekneyi annemin kucağında salladığı çocukluğumun uyku zamanı


Şimdi hayat

mavinin tam ortasına acıları kederleri gözyaşlarını maviliklere dökme zamanı


Şimdi hayat

bütün zorluklara göğüs gererek dalgalarla boğuşma zamanı


Şimdi hayat

masmavi yer ve gök arasında yine yeniden doğma zamanı


Şimdi hayat

eylül gülüşlerini ve şiir gözlerini iki mavi arasına nakşetme zamanı


şimdi hayat

mavi yüreğimdeki çocuğun yeniden gülme zamanı


Şimdi hayat

yaşamın ellerinden sıkıca tutup engin mavilikleri aşma zamanı


Şimdi hayat

bugünde yendim seni yarında yeneceğim deme zamanı


Şimdi hayat

içimde bu yaşama umudu

bu sevgi bu direnç var oldukça yolun sonu ölüm gerçeği olsada

yaşadığım süre her daim yüreğimde hep sen olacaksın deme zamanı...


Ve...


Şimdi hayat

Mevsim hazan da olsa ikinci baharı yaşama zamanı....


Nilüfer Sadioğlu

BENZEMİYORMUŞUZ

En çok neye üzülüyorum biliyor musun?

Karşımıza çıkan herkeste sen

beni arayacaksın, ben seni..

Mesaj seslerinde ben senden olmasını ümit edeceğim,

sen benim olmamı.

Farklı yataklarda birbirimizi hatırlayıp

aynı meselede uykusuz kalacağız..

Bilmeden aynı şarkıda ağlayıp

sonraki şarkıda birer sigara yakacağız..

Birbirimize hiç benzemiyoruz

sanıyorken uzun süre birbirine en çok benzeyen insanlar olarak yaşayacağız .

Bir tek yüzlerimiz benzemeyecek.

Seninki hep güzel kalacak,

benimki hep aşık.

Sonra mı....

Sen unutmaya başlayacaksın,

ben unutulmaya..

“hiç benzemiyormuşuz” aslında diyeceksin

bir sabah işe gitmeden

önce saçını tararken..

Ben “pek benzemiyormuşuz” diyeceğim,

bir gece yarısı aklıma hayran olduğum dağınık saçlarını getirirken..

Özcan Bülbül

5 Ekim 2020 Pazartesi

HAYAT

  Hayat bazılarına mutsuz olmakla, duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanır,

daha fazlasını değil...''


Murathan Mungan


...

2 Ekim 2020 Cuma

KIYMET BİLMEK🦋


 Kasabanın birinde yasayan dünyalar güzeli bir kız varmış....

Kız o kadar güzelmiş ki civar kasabalardan  bir suru yakışıklı, eğitimli genç, kızı görmeye ve ona evlenme teklifi  etmeye gelirmiş. Bu güzel kızla  ayni kasabada yasayan bir başka yakışıklı genç de onunla evlenmek istemiş fakat kız, diğerlerini reddettiği gibi onu  da reddetmiş. Bunun üzerine bu  genç kasabayı terk etmiş ve başka bir yerde kendine yepyeni bir hayat kurmuş

Aradan yıllar geçmiş, delikanlı kasabayı ziyarete  gelmiş. Yoldan gecen yaslı bir adama o genç kızın su  anda ne yaptığını sormuş. Yaşlı adam kocaman gül bahçesi olan bir evi  göstermiş ve kızın bu evde yasadığını söylemiş.

Delikanlı evin önüne pusu kurmuş  ve merakla kızın kocasını  görmeyi beklemiş. Aradan birkaç saat geçmiş, evden  yaşlı, kel, göbekli ve suratsız  bir adam çıkmış... Delikanlı gözlerine  inanamamış...

 Bunun üzerine cesaretini toplayan delikanlı, kızın  kapısını çalmış, kendini hatırlatmış ve kıza neden  böyle bir adamla evlendiğini  sormuş. Kız, "Soruna cevap vereceğim ama önce  bahçeye gitmeni ve oradaki en  güzel gulu bulup bana getirmeni istiyorum.

Bu arada unutma, gulu ararken asla geriye dönmeyeceksin"..

Adam hızla bahçeye koşmuş ve kocaman kırmızı bir gül  görmüş... Tam koparacakken , biraz ilerde sari  ve ihtişamlı bir gül çarpmış gözüne... Tam ona uzanırken ilerde pembe bir  gonca görmüş... "Belki ilerde daha iyisi vardır" diye düşünen genç,goncayı  da koparmamış ve bir anda bahçenin sonuna gelmiş... Sonunda çaresizce  köşedeki yaprakları dökülmüş, solmaya yüz tutmuş gülü koparıp, kıza götürmüş.

Solgun gülü gören kız, tebessüm etmiş ve söyle demiş: "  neden yaşlı bir adamla evlendiğimi sanırım anlamışsındır?  Tüm güzellikleri bir bir harcarken, zamanın ilerlediğini ve beni  nelerin beklediğini hiç hesap etmemiştim. Ve sonunda beni bekleyen  solgun bir güle razı olmak zorunda kaldım"

Etrafınızdaki güzellikleri elinizin  tersiyle itmeyin, yolun  sonunda sizi bekleyen sürpriz hayal ettiğiniz kadar  iyi olmayabilir...

=ALINTI=

KARINCA KİTO


Mahkumun biri, yalnız kaldığı hücre içinde bir karınca ile arkadaşlık yapar. Kito adını verdiği bu karınca zaman içerisinde adamın talimatlarına göre hareket eder hatta takla atmayı bile öğrenir.
Mahkum, insanların Kito'ya hayran kalacağını ve göreceği büyük ilgi sayesinde zengin olacağının hayalini kurmaktadır. Hapisten tahliye olduğu gün Kito'yu kibrit kutusunun içine koyarak bir kafeteryaya gider. Amacı insanların Kito'ya nasıl tepki vereceğini test etmektir.
Karıncayı kibrit kutusundan çıkaran eski mahkum garsonu çağırır. Amacı garsona Kito'nun marifetlerini göstermektir. Garsona "Masanın üstünde duran şu karıncayı görüyor musun?" diye sorar sormaz, garson elindeki bezle karıncayı alır ve "Affedersiniz beyefendi" diyerek Kito'yu öldürür.

Her kişinin kendine ait değerleri ve inançları vardır. Bir kişi için çok önemli olan bir olay diğeri için pek de önemli olmayabilir. Kişileri kendi inanç sistemimize göre değerlendirirsek sorunlarla karşılaşabiliriz. Yapmamız gereken kişilerin inanç ve değerlerine saygılı olmak ve ilişkilerimizde kendimizi onların yerine koyarak hareket etmektir.
    Farklı ve değerli olduğunu başkalarının duygularında hissetmek istiyorsanız..Aynısını siz yapın farklılıklarına değer verin..


 

KÖYDE Kİ RESSAM

 Köyde yaşlı bir ressam vardı.

Olağanüstü güzel resimler yapıp iyi fiyata satardı.

Bir gün köyden bir fakir gelip dedi ki :

Yahu senin durumun iyi,

neden kimseye yardım yapmıyorsun.

Bak fırıncı fakirlere ara ara bedava ekmek veriyor. 

Kasap bazen Bedava et veriyor. 

Sen neden hiç yardım etmiyorsun. 

Ressam tebessüm etti ama birşey demedi.

Bu fakir bütün köyde sabah akşam ressamın aleyhinde propaganda yapıyor ve ressamı kötülüyordu

Bir gün ressam hasta oldu . 

Kimse de onun yanına gelmedi ve sonunda ressam öldü.

Aradan bir kaç gün geçti .

Artık ne fırıncı ekmek verdi fakirlere ne de kasap et verdi.

Sordular neden fakirlerin hakkını kestiniz?

Dediler ki !.

her ay başı o merhum ressam bize para verip fakirlere ekmek ve et vermemizi söylerdi. 

O ölünce para veren kalmadı o yüzden..

İnsanların bazıları seni kötü bilir kimileri ise sudan daha temiz ve berrak.

Ne kötü diyenler sana zarar verir ne de iyi diyenlerin bir yararı olmaz.

Önemli olan senin gerçek ve hakiki durumundur. 

Kimseye karşı önyargılı olma. 

Eğer gerçek halini bilsen  başka türlü davranırsın....

DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMA

 Unutmayın kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik başkalarını değiştirmeye çalışma sevdanızdan vazgeçerek bir tek kendinizde değişim ve dönüşümler yaratmaktır. Önce siz değişin, dönüşün ve her açıdan sağlığınıza kavuşun ki çevrenizdekiler de sizden esinlenerek kendilerine dönme cesaretini gösterebilsinler. Bundan sonra lütfen kendinizi tek değil dört tane bakıma, beslenmeye muhtaç ve bir o kadar da önemli bedenden oluşan bir bütünsel varlık olarak görün, kabul edin ve yaşayın. Ancak bu şekilde her yönüyle sağlıklı bir insan olabilirsiniz

SİHİRLİ DEĞNEK

 İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye

karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği

hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar.

Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk

yalvarırcasına bakan gözler...le, 'Babacığım çok yoruldum.

... ... Lütfen beni kucağında taşır mısın?' der. Baba; 'Ben de 

yorgunum oğlum'' der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba 

tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla 

biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. 

Sonra dalı oğluna verir. 'Al oğlum, sana güzel bir at' der.

Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve 

sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye 

başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile... Baba

gülerek kızına: 'İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya

da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman

kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et.

Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir yada bir çocuğun 

tebessümü olabilir.' Değnekten atınız hiç eksik olmasın....

NİÇİN VARSIN

Kendine saygı duy.

Varoluş, sana ihtiyaç duyduğu için onurlan ve keyif al; aksi takdirde burada olmazdın.

Varoluş sensiz olamayacağı için mutlu ol.

Her şeyden önce sen bu nedenle buradasın:

Varoluş sana bir fırsat vermiştir; içinde gizlenen muazzam hazinelere güzelliğe, saadete, özgürlüğe sahip bir hayat.

Sadece kendine güvenmen gerekir; bu, kendini sevmenin başka bir adıdır.

Ve sen kendine güvendiğinde ve sevdiğinde açık bir şekilde her ne isen, her kim isen onun sorumluluğunu kendi omuzlarına almışsındır.

Bu öylesine muazzam bir varlık deneyimi sağlar ki hiç kimse seni bir daha esir edemez.

ALINTI

ZEN USTASI

 Arayış içinde olan bir kaç kişi yaşlı Zen ustasının yanına gelmişler.

Efendim, demişler, biz sizin hep mutlu ve memnun olduğunuzu görmekteyiz. Biz de sizin gibi mutlu olmak istiyoruz.

Usta da yumuşak bir gülümsemeyle şöyle cevap vermiş :

Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum,

yürüdüğümde yürüyorum....

Ziyaretçiler şaşkın bir ifadeyle birbirilerine bakmışlar.. Sonra biri dayanamamış ve şunları söylemiş: " Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz ? Biz de aynen sizin gibi yatıyoruz, oturuyoruz ve yemek yiyoruz, fakat yine de mutlu değiliz.

Zen ustası yine aynı cevabı vermiş :

Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum ve yürüdüğümde yürüyorum. "

Usta bu cevaptan memnun kalmadıklarını görünce, kısa bir aradan sonra şöyle devam etmiş:

Tabi ki siz de yatıyor, yürüyor ve yemek yiyorsunuz . Ama yatarken, kalkmayı düşünüyorsunuz, kalktığınızda gitmeyi, yürürken de ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuz.

Sizin düşünceleriniz olduğunuz yerde değil, hep başka bir yerde oluyor.

Hayatın kendisi geçmiş ile gelecek arasındaki kesişme noktasındadır.

Bu değerli ana kendinizi bırakın, böylece mutlu ve tatminkar bir hayat yaşama şansını yakalayabilirsiniz...

Alıntı

BAZILARI

 Canını sıkan hiç bir şey olduğu gibi kalmayacak. 

Sadece biraz zamana ihtiyacın var.

Bugün değil belki ama, hallolacak 

Konu ne olursa olsun, bugün acıttığı kadar yarın ya da bir gün inan acıtamayacak.

Bilirsin hiç bir şey olduğu gibi kalmıyor. 

Hem hayatın içinde olan şeyler bunlar 

Bakma sen , hayat herkesi bir sekilde sınavdan geçiriyor.

Sadece, bazılarımız gülerken daha iyi rol yapıyor.

Önce Sağlık Olsun!

 Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama

Yarım saat erkene kurulsun saatin.

Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...

Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...

Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.

Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,

Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,

Bak güzelim kahvaltının keyfine.

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,

Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..

Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,

Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,

Ohhh şöyle bir hafifle

Bir güzel kahve ısmarla kendine,

seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de

Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık

Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...

Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak

Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,

Çocuk görürsen yanağından makas al.

Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,

Sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,

Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara

Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,

Yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

Saklama tabakları, bardakları misafire

Sizden ala misafir mi var bu dünyada

Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,

Vazife yapar gibi hiç değil,

Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,

Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..

Gece evinde, dostların olsun

Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..

Arkadaşım

hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

Can Yücel

KALP VE RUH

 Bir adam güzel bir kızla evlendi. Onu çok seviyordu. 

     Bir gün bir deri hastalığı oluştu. Yavaş yavaş güzelliğini kaybetmeye başladı. 

    Bir gün kocası bir iş için ayrıldı. Dönüş yolunda kaza geçirdi ve görme gücünü kaybetti. 

   Ancak aile hayatı her zamanki gibi devam etti. Ama günler geçtikçe güzelliğini yavaş yavaş kaybetti. Adam Onu sevmeye devam etti ve o da onu çok seviyordu. 

     Bir gün kadın öldü. Ölümü adama büyük üzüntü getirdi. Tüm ritüellerini tamamladı ve şehri terk etmek istedi.

   Arkadan bir adam yaklaştı ve dedi ki: " Nasıl yalnız yürüyeceksin? Bugünlerde karın sana yardım ederdi ". Adam cevap verdi: 

" Ben kör değilim. Böyle davrandım çünkü bir hastalık yüzünden cildin durumunu görebilseydi hastalığından daha çok incinirdi. 

    Onu sadece güzelliği için sevmedim, aynı zamanda şefkatli ve sevgi dolu doğasına aşık oldum. Ben de kör taklidi yaptım. Sadece onu mutlu etmek istedim.

   Birini gerçekten sevdiğinizde, insanınızı mutlu etmek için sonuna kadar yanlarında yürürsünüz ve bazen kör davranmak ve mutlu olmak için başkalarının küçük sorunlarını görmezden gelmek bize iyi gelir. Güzellik zamanla solacak ama kalp ve ruh hep aynı olacak. 

   İnsanı dışındakiler için değil, içindekiler için sevin...

=ALINTI=

Sufizm’de SU FELSEFESİ

Suyun doğası bir felsefe anlatır.

Mesela dağdan akan suyu düşünün. En az direnç gösteren yolu seçer akmak için. Yani önüne bir kaya çıkacak olursa onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya. Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler: “Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna.” Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi. O zaman ne yapar, birikip üstünden aşar. Yok eğer bu da olmuyorsa sabırla kayayı damla damla delmeye başlar. Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler. Sabretmek hiçbir şey yapmadan oturmak değildir. “Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der Şems-i Tebrizi. Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir. 

Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder. Su hep akar. Bilir ki aktıkça temizlenir. Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar. Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki: “Sen su gibi ak. Her daim yenilen. Her gün yenilen. İki günün aynı olmasın. Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren.” Mesela su değişimden hiç korkmaz. Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar. Su değişimi ne güzel de anlatır. Bazen yağmur olur, bazen kar olur, bazen buz olur, bazen buhar olur. Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne yağmur olup iner yine yere. 

Ayrıca su uyumludur. Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın. Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası hiç değişmez. Her yere her şeye uyum sağlar. Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır. Uyum sağlayanlar esnektir çünkü...

ALINTI....

ÖĞRECİ VE PROFESÖR

 Profesör bi öğrenciyi kürsüye çağırıp

-Anlat dersi, demiş

öğrenci başlamış anlatmaya.

-Şimdi kürsünün üstüne çık,devam et.

Öğrenci kürsüye çıkıp devam etmiş

-Kürsünün üstüne bi sandalye koy,üstüne çık devam et.Öğrenci söyleneni yapmış.

-Şimdi sandalye üstüne tabureyi koy, devam et..

Öğrenci artık düşmemek için dengesini kontrol ederek konuştukça dediklerinde tutarsızlıklar başlamış.

Hoca dersi bitirmiş:"İnsan yükseldikçe dediklerinde tutarsızlıklar olur,çünkü artık beyin söyleneni değil,bulunan yerden düşmemeyi önceler"

(Alıntı)

*BU YAZIYA HAYRAN KALACAKSINIZ‼*

Kullandığınız her sözcükle bir anlaşma imzalarsınız. 

Hem kendinizle hem karşınızdaki ile hem de tüm evrenle! 

*Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa*

*Bugün ne konuştuğuna baksın.*

Muhtemeldir ki bugün en çok konuştuğunuz şey yarının deneyimi olacak.

Peygamber Efendimizin bir hadisi vardır. 

Der ki: 

*Bela insanın diline bağlıdır..!*

Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz hasta olan birisini ziyarete gittiğinde hangi duaları ettiğini sormuş,

o da; *"Allah'tan sabır"* dilediğini söylemiştir.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz;

*"Musibetimde bana sabır ver"* yerine 

*"Rabbenâ âtina fiddünyâ haseneten... "*

*(Ya Rabbi, bana dünyada da Ahirette de iyilik ver)*

*Duasını neden okumuyorsun?"* demiş.

Ayrıca Peygamber (s.a.v) yanından geçerken,

*"Ey Rabbim! Sen'den sabır istiyorum"* diye dua eden bir kişiye,

*"Sen Allah'tan bela istemiş oldun.*

*Bunun yerine O'ndan sağlık ve afiyet dile."* buyurmuş.

Olmasını *istemediğiniz* şeyleri dualarınızda dileklerinizde de anmayın!

*İstemediğiniz şeyleri sıralamayın.*

*Sadece OLMASINI İSTEDİĞİNİZ şeyleri söyleyin.*

"Ben hasta olmak istemiyorum "yerine,

*"Elhamdülillah ben sağlıklıyım."*

"Yaşlanmak istemiyorum" yerine 

*"Ben her daim genç kalıyorum.."*

Yaşlanmak istemiyorum diyen insanların oradaki odağı yaşlanmaktır mesela... 

*Ve sonucunda yaşlanmak kaçınılmazdır.*

*Öyle ki beyin negatifi algılamaz*

*Söylenen her sözü gerçek kabul eder.*

Mesela siz, *"Unutma"* dediğinizde onu *"unut"* olarak alır. 

Onun yerine *"Aklında tut"* demek daha doğrudur. 

Birisine, 

“Panik yapma”

dediğinizde daha fazla panik olacaktır. 

Bunun yerine *"sakin ol"* demek daha uygundur.

Bu yüzden ne yapmak *istemediğimizi değil ne istiyorsak onu söylemeliyiz!*

Birisi size eğer sizi gördüğünde *"hasta gibi görünüyorsun"* dediğinde,

eğer siz buna inanır ve onaylarsanız bu anlaşmayı imzalamış olursunuz ve çok fazla sürmeden hasta olacağınıza dair sizi temin ederim!

Hastalık demişken bazı insanlar var hastalıklarına sıkı sıkı sahip çıkan... 

*"Benim şekerim var!"*

*"Benim tansiyonum var!"*

*BENİM..!!!*

"Benim" diyerek siz bu kadar sahip çıkarsanız o hastalık da sizi hayatta bırakmaz! 

*Çünkü"Ben" diye başlayan her cümleyi bilinçaltı sahiplenir ve emir kabul eder.*

Bazen de kişi burada kurbanı oynamayı seçer. Hatta bazen bundan hoşlanır bile.. 

Çünkü o hastadır ve çevresinden daha önce görmediği ilgiyi görüyordur.

*Farkındalığı olan kişi ise o noktada bedeninin kendine verdiği mesaja bakar.*

Ve şu soruyu sorar *"Bilmem gereken şey ne?* 

*Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor?"*

"Neden ben?" değil..

*"Nerede hata yaptım*

*Ve bu hastalıkla bedenim beni uyarıyor?"* demeliyiz.

Büyüklerin çok söylediği bir söz vardır. 

*"Bir şeyi kırk kere söylersen olur."*

Hiç düşündünüz mü neden acaba?

*Çünkü dil neyi çok söylerse, bilinçaltı onu gerçek kabul eder, beyin onu gerçekleştirmek için harekete geçer.*

*OLUMLU KONUŞMAK ve DÜŞÜNMEK işte bu yüzden çok önemlidir.*

Dr. şöyle der: *"Olumlu kelimelere odaklanarak ve bunları yansıtarak genel sağlığınızı iyileştirebilir ve beynimizin işlevselliğini artırabiliriz.*

Enerjinizi hangi kelimeler üzerine odaklıyorsunuz? 

*Eğer hayatınızın istediğiniz kadar güzel olmadığını fark ettiyseniz,*

*olumsuz kelimeleri ne sıklıkta kullandığınızı not etmek için bir defter tutun.*

Gerçekten daha iyi bir hayatın ne kadar kolay ulaşılabileceğini gördüğünüzde şaşıracaksınız.

*Kelimelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin..*

Sözlerinizle birlikte davranışlarınızda değiştiğinde siz değişmeye başlarsınız.

*Siz değiştikçe yaşamınızda değişir.*

*Bir bakarsınız ki yaşamınız söyledikleriniz, düşündükleriniz, davranışlarınız olmuş..*

Bu yüzden *olmasını* istediğiniz şey neyse ona odaklanın *olmamasını* istediğinize değil..!

Şimdi şu iki cümleye bakın. Ve iki cümlenin de ayrı ayrı size ne hissettirdiğini düşünün..

- Bugün hava çok güzel ama yarın yağmur yağacak.

- Yarın yağmur yağacak olsa bile bugün hava çok güzel!

Sadece iki kelime AMA ve OLSA BİLE kelimeleri cümledeki ifadeyi ne kadar değiştiriyor değil mi? İlkinde olumsuz bir duygu durumu ikincide ise her şeye rağmen mutlu olma durumu.

*“İslam’ın Güler Yüzü”* isimli kitabında Profesör Hanımın çok ilginç bir tespiti var. 

*“Bir kimse,”* diyor, *“Çayını içerken, kaşığını bardağın içinde dolaştırırken çıkan ses, uzaydaki bütün zerrelerden duyulur.”*

Aman Yâ Rabbi... Bu sözü okurken tüylerim ürperdi, kendimden geçtim. 

Her şey ne kadar birbiriyle ilgili. 

Bazı kimseler der ki, evimde kapım kilitli, perdelerim örtülüyken ben yapayalnızım. Kimseler yok. 

İstediğimi yapabilirim. Kimin ne haberi olacak. 

Bugünkü modern bilime ne kadar aykırı bir düşünce. 

Mesele hiç de o kimsenin sandığı gibi değil. 

*Hepimiz, her an, aklın alamayacağı bir gözetim, denetim içindeyiz.*

*Biz sade düşüncelerimizden değil, duygularımızdan da bütün evrene karşı sorumluyuz.*

*İçimizdeki kinden, nefretten, intikam duygusundan yükselen eksi elektrik, dünyadaki bütün zerreleri ürpertiyor,*

ALINTI

HOROZ

 Horoz her sabah adeti üzere ötüyormuş.

Bundan rahatsız olan sahibi bir gün horoza demiş ki; "hergün ötmenden rahatsız oluyorum, bir daha ötersen keserim seni "

Horoz üzülmüş fakat, canından olmamak için ötmeyi bırakmış ve şöyle düşünmüş" bir ben ötmesem nolcak, bir sürü horoz kardeşim var"

Bir süre sonra sahibi yine gelmiş ve demiş ki ;

" Eğer tavuk gibi gıdaklamazsan seni keserim" 

Üzülmüş hem de çok, fakat başka çaresi olmadığını düşündüğü için gıdaklamaya başlamış. Yani canını kurtarmış!

Aradan biraz zaman daha geçmiş ve bu kez sahibi demiş ki; "Hiç bir işe yaramıyorsun, eğer tavuk gibi yumurtlamazsan seni keserim"

Horoz hüngür hüngür ağlamaya başlamış ve demiş ki " KEŞKE ÖTERKEN ÖLSEYDİM"

Problemlere yaklaşımda korku,

Karar verirken korku,

Doğru bir konuda adım atarken korku...

Korku tavizdir...

Cesaret, özünü korumaktır,

Cesaret, kendin kalmaktır.

Alıntı

1 Ekim 2020 Perşembe

BİR DAKİKALIK

Hayat çok garip zamanin kiymetini birşeyleri kaybettiğimiz zaman anlıyoruz . Bazi insanlar günlerini dolu dolu bazı insanlar ise yavaş yavaş geçiriyor sanki çok zamanımız  varmış gibi . Ama bilmiyorlar ki; Ecel kapıyı çalınca keşke daha iyi şeyler yapsaydım diye kendimize yakınacağız, Tabi ki de o sırada aklımıza yakınmak mı gelir yoksa yalvarmak mı? Hani filmlerde dizilerde oluyor ya önce gözümüzün önüne beyaz bir ışık ve arkasından da bütün yaşanmışlıklar. Film şeridi gibi geldi geçti derler.Ama nedense genç yıllarında o hataları yapmamaları gerekirken yaparlar sonra zamanı gelince pişman olurlar nedense ,Hep bu şekilde insanlar yıllarca yaşamışlar ve göçüp gitmişler .
Acaba filmlerde ve dizilerde anlatılmak istenen ne  
Neden sadece beyaz ışık  
Neden bütün hayatımız,film şeridi gibi gözümüzün önünden geçer 
Filmin yönetmeni  KİM ?

Fotoğraflar


 


 

SUSKUNLUĞUN ADAGİO SU

Embriyo. ana karnı. sözün en mutlu mesut yaşadığı rahim.
bana da tam tersi geliyor, asıl konuşunca büyüyor içimdekiler. susunca hiç olmazsa istenilen gibi ve o kadar tamam kalıyor herşey. söylediğim andan itibaren evrene dağılarak hiçleşiyor çoğu zaman. bir başkasının elinde değişiyor, başkalaşıyor kentli oluyor köyün sabah vakitleri. suskunluk oysa bir halk şiiri kadar sade ve anlamlıyken ölçüye uydurulmuş yeni şiirlere benziyor söylenince.
ruhlarımızın içinde dönen çizik plakları aklıma düşürüyor. büyükada gibi herşeyi sarıp sarmalayan ve zamana bırakan bekçi. ki o zaman en büyük hakimdir

SESSİZ

Bazen başkalarının susması yüzünden büyür sessizlik. kocaman bir çığ gibi düşer tepene sonra. sonra bir gezgin, bir arsız ruh gelir ve sorar:bir tek senin tepene mi düşer bu çığlar?
kendisinin de zirveden hızla yuvarlanan bir kartopu olduğundan bi-haber oluşu, soru sahibinin çığ sonrası sessizliğini ironikleştirir.
tıppppp. oysa bütün meslekler mühendislik edasında hesap kitapla yapılmalı, sessizliğin ölçüleri belirlendikten sonra ne olup bittiğiyle profesyonel bir eda içinde ilgilenilmemelidir.

HAYAT KISADIR .

Öyleyse hayatınızı sevin.

Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin.

Sadece kendiniz için yaşayın ve,

— Konuşmadan önce dinleyin,

—Yazmadan önce düşünün,

—Harcamadan önce kazanın,

— Dua etmeden önce bağışlayın,

—İncitmeden önce hissedin,

— Nefret etmeden önce sevin,

—Vazgeçmeden önce çabalayın,

—Ölmeden önce yaşayın.

HAYAT BUDUR.

ONU HİSSEDİN, ONU YAŞAYIN VE ONDAN HOŞNUT OLUN !...

»» William Shakespeare


ÜZÜLME

 Her günün bitiminde, bir şeyler öğreniyorsan;

 Ömrün sana vazgeçilmez insanlar kazandırıyorsa;

 Sabaha gülerek açabiliyorsan gözlerini;

 Büyüdüğüne Üzülme...

 Bırak günler sende iz bıraksın..

GİDER AYAK

Handan, hamamdan geçtik, 
Gün ışığında hissemize razıydık; 
Saadetinden geçtik, 
Ümidine razıydık; 
Hiçbirini bulamadık; 
Kendimize hüzünler icadettik, 
Avunamadık 
Yoksa biz... 
Bu dünyadan değil miydik?
=> Orhan Veli Kanık // 

HANGİ PAPATYAYDI O ?

 Hayat, zaman zaman bizi karmaşık duygularla sarmalar. İlişkilerde, dostluklarda, hatta kendi iç dünyamızda birçok kararla yüzleşiriz. İşte ...