‘Bakın sevmek öyle cümlelerde filmlerde gördüğünüz gibi bir şey değil. yani öyle birkaç sevgi mesajı, birkaç gece, birkaç sahiplik fotoğrafları falan öyle değil. daha farklı. mesela onu görünce hızlanan kalbiniz değil. her adımda ona yaklaşma, onu görme hissidir sevmek. o adımları onun için atmaktır. bir sokak arasında elini tutmak, elini tutmak değildir sadece. benimsin diyebilmenin dışavurulmuş halidir sevmek. beraber içilen sigarayı küllükte söndürüp bunu fotoğraflamak değildir. onun ciğerinden çıkan o zehri bile ciğerlerinde hissetmektir. o masada yanan şeyin sadece sigara değil, ciğerleriniz olduğunun bilinciyle içmektir o sigarayı. rakı içelim, güzelleşelim mantığıyla içilen rakı değildir. suyla karışınca rengini kaybeden, ortaya farklı bir renk çıkan, birleşmenin, bütün olmanın bilinciyle içilen rakıdır, sevmek. birlikte fotoğrafı olmadığı halde, “olsun abi, ben onu hayal ediyorum... varmış gibi davranıyorum” demektir, sevmek. üstünden günler, aylar, yıllar geçmesine karşın, nefretle değil, hala, her şeye rağmen ilk günkü gibi bakabilmektir. kokusunu kilometrelerce öteden alabilmektir. damarlarında akan kanda hissebilmektir, sevmek. öyle çevresindeki üç beş insandan kıskanmak değil demek istediğim. esip tenine vuran rüzgardan kıskanmaktır, sevmek. keşkelerde değil, iyi ki’lerde saklayabilmektir. ihtişamlı sevmeleri geçelim. sevildiği için kendiyle onur duymaktır, sevmek. bir meyvenin olgunlaşmasını beklemek değil, düşüp onun toprağına karışmaktır. sadece sevinçlerine, kötüsüyle iyisiyle her anında yanında olmak, olmasan da yanındaymış gibi hissettirmektir, sevmek. dinlediği müziğin sözlerinde anlam aramak değil, o müziği onunla yaşamaktır. onu hep yanında istemek değil, kötü anında bile bir adım uzağında olmaktır, sevmek. siz sevmeyi değil, sevginin anlamını bilmiyorsunuz. gözle değil yürekle oluyor o. “saçlarını arkadan toplardı abi... tam değil. hafif yanlarını salardı aşağı. hele hafif bir rüzgar esse, saçlarını kıskanırdım rüzgardan. bilirdi, bilmezlikten gelirdi. severdim, görmezden gelirdi.”
26 Ekim 2020 Pazartesi
23 Ekim 2020 Cuma
🤫🤫
Karşımdaki insana gösterdiğim iyi niyet benim insanlığımdı, onların bunu suistimal etmesi de onların insanlığı. Benim kafam ve vicdanım rahat, herkes kendine yakışanı yaptı.
20 Ekim 2020 Salı
🌞🍁🍂
Mevsim yaz
Ama içim sonbahar gibi
Ağlıyor da ağlıyor
Yalnızlar ülkesinin baş müdavimi
Çaresi bulunmamış bir acının içinde buldum kendimi
Adına ne derseniz deyin
Aşk mı, gönül yorgunluğu mu yoksa çaresizlik mi?
Ne fark eder
Hepsinin ana vatanı kalp değil mi ?
Ama hayat bir kitap
Hangi mısrada bulurum kendimi bilmem
Kimi zaman tatlı bir an
Kimi zaman acıyla dolu bir imtihan
Yaşamaya değer hayat
Acısıyla tatlısıyla yaşamaya değer
İçimde yağan yağmur
Tıpkı bir efsunlu armoni gibi
Ruhumu dinlendirir ve dillendirir
Durmak bilmeyen bir sağanakta
Ben, O sağanakta çırpınan
Dalından ayrılmış bir yaprak gibiyim
Dedim ya adını siz koyun
Aşk mı , gönül yorgunluğu mu yoksa çaresizlik mi ?
11 Ekim 2020 Pazar
Yavaş Yavaş
KISKANÇLIK YIKICI BİR DUYGUDUR
Acı ve zehirli.
Bu hissi yaşayan kişinin hayatını mahveder. Kıskançlıktan doğan düşünceler olumsuzdur ve insan vücudunu zehirler.
Kıskançlık korku ve kendinden şüphe duymaktan doğar. Bir kişiyi kaybetme ve onu size yakın tutamama korkusu. Bilinçsizce kıskanan adam kaçmak ister.
Kıskanç bir kişi, sevdiği adamın saygısızlığını ve ilgisizliğini hak eder ve bu da kıskançlığın alevini daha da ateşler.
Ve bu yüzden, bu duygu ortadan kaldırılmalıdır. Temeli güvensizlik ve kendinden hoşlanmama olduğu için ortadan kaldırılması gerekir.
Bunu yapmak için kendiniz üzerinde çalışmanız, düşüncelerinizi, sözlerinizi, görünümünüzü, hareketlerinizi takip etmeniz gerekir.
Kendinize dikkat ederek yaşayın.
Düşüncelerde, ruhta, bedende, çevrede saflığın yardımı ile dengeye gelmek.
UNUTMA PİŞMAN OLMAKTA MARİFETTİR...
Pişman olmak senin bir parçan aslında hatandan,yanlışından,yanılgından oluşan bir yürek sızısı eğer pişman olmasaydın bazı şeylere şimdi bu kadar güçlü olamazdın.Düşünkü bir yoldasın,önüne taş çıkıyorda nasıl kenara alıp yoluna devam ediyosun.Oysa daha önceden takılıp düşmüştün şimdi biliyorsun aynı hatayı yapmazsın yapmamaya çalışırsın,illahaki düşmekmi lazım diceksin tabiki hayır ama bazı şeyler yaşanmadan anlanmaz.Ders almış,öğrenmiş,kabullenmiş acılarınlada daha güçlü olmuş, olursun.Kırmasaydım,ağlatmasaydım,yapmasaydım,söylemeseydim,anlatmasaydım,üzülmeseydim içimi açmasaydım,güvenmeseydim yada tam tersi yapsaydım,söyleseydim tutsaydım sevseydim bu söyleninen sözler hep vardır. Ömrümüzde pişmanlıklarımız ama bizi biz yapanlarda bunlar değilmi? Pişmanlık zayıflık demek değildir ,yada her zaman kötü biri olduğun anlamına gelmez nasılki rabbin seni pişman olduğun için affediyorsa sende kendini affet ve yoluna devam et
6 Ekim 2020 Salı
SEVDİN Mİ ?
Sen karanlıkta hiç türkü söyledin mi
Türkü söyledin mi hiç karanlığa
Hiç yemin ettin mi gönülden
Katıldın mı bir inanca
Yürek dolusu binlerle
Hiç sevdin mi ha
Sevdin mi?
Hadi be !
Müştak Erenus
Bir balıkçı teknesinde yer gök mavi bir yudum yaşam zamanı
Şimdi hayat
açık denizlerde iyot kokusuna karışmış yosun ve balık kokusu
ah bir de bir kadeh dolusu yaşamak zamanı
Şimdi hayat
martıları bir parça simitle tekneye konuk etme zamanı
Şimdi hayat
hafiften esen meltemin tekneyi annemin kucağında salladığı çocukluğumun uyku zamanı
Şimdi hayat
mavinin tam ortasına acıları kederleri gözyaşlarını maviliklere dökme zamanı
Şimdi hayat
bütün zorluklara göğüs gererek dalgalarla boğuşma zamanı
Şimdi hayat
masmavi yer ve gök arasında yine yeniden doğma zamanı
Şimdi hayat
eylül gülüşlerini ve şiir gözlerini iki mavi arasına nakşetme zamanı
şimdi hayat
mavi yüreğimdeki çocuğun yeniden gülme zamanı
Şimdi hayat
yaşamın ellerinden sıkıca tutup engin mavilikleri aşma zamanı
Şimdi hayat
bugünde yendim seni yarında yeneceğim deme zamanı
Şimdi hayat
içimde bu yaşama umudu
bu sevgi bu direnç var oldukça yolun sonu ölüm gerçeği olsada
yaşadığım süre her daim yüreğimde hep sen olacaksın deme zamanı...
Ve...
Şimdi hayat
Mevsim hazan da olsa ikinci baharı yaşama zamanı....
Nilüfer Sadioğlu
BENZEMİYORMUŞUZ
En çok neye üzülüyorum biliyor musun?
Karşımıza çıkan herkeste sen
beni arayacaksın, ben seni..
Mesaj seslerinde ben senden olmasını ümit edeceğim,
sen benim olmamı.
Farklı yataklarda birbirimizi hatırlayıp
aynı meselede uykusuz kalacağız..
Bilmeden aynı şarkıda ağlayıp
sonraki şarkıda birer sigara yakacağız..
Birbirimize hiç benzemiyoruz
sanıyorken uzun süre birbirine en çok benzeyen insanlar olarak yaşayacağız .
Bir tek yüzlerimiz benzemeyecek.
Seninki hep güzel kalacak,
benimki hep aşık.
Sonra mı....
Sen unutmaya başlayacaksın,
ben unutulmaya..
“hiç benzemiyormuşuz” aslında diyeceksin
bir sabah işe gitmeden
önce saçını tararken..
Ben “pek benzemiyormuşuz” diyeceğim,
bir gece yarısı aklıma hayran olduğum dağınık saçlarını getirirken..
Özcan Bülbül
5 Ekim 2020 Pazartesi
HAYAT
Hayat bazılarına mutsuz olmakla, duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanır,
daha fazlasını değil...''
Murathan Mungan
...
2 Ekim 2020 Cuma
KIYMET BİLMEK🦋
Kasabanın birinde yasayan dünyalar güzeli bir kız varmış....
Kız o kadar güzelmiş ki civar kasabalardan bir suru yakışıklı, eğitimli genç, kızı görmeye ve ona evlenme teklifi etmeye gelirmiş. Bu güzel kızla ayni kasabada yasayan bir başka yakışıklı genç de onunla evlenmek istemiş fakat kız, diğerlerini reddettiği gibi onu da reddetmiş. Bunun üzerine bu genç kasabayı terk etmiş ve başka bir yerde kendine yepyeni bir hayat kurmuş
Aradan yıllar geçmiş, delikanlı kasabayı ziyarete gelmiş. Yoldan gecen yaslı bir adama o genç kızın su anda ne yaptığını sormuş. Yaşlı adam kocaman gül bahçesi olan bir evi göstermiş ve kızın bu evde yasadığını söylemiş.
Delikanlı evin önüne pusu kurmuş ve merakla kızın kocasını görmeyi beklemiş. Aradan birkaç saat geçmiş, evden yaşlı, kel, göbekli ve suratsız bir adam çıkmış... Delikanlı gözlerine inanamamış...
Bunun üzerine cesaretini toplayan delikanlı, kızın kapısını çalmış, kendini hatırlatmış ve kıza neden böyle bir adamla evlendiğini sormuş. Kız, "Soruna cevap vereceğim ama önce bahçeye gitmeni ve oradaki en güzel gulu bulup bana getirmeni istiyorum.
Bu arada unutma, gulu ararken asla geriye dönmeyeceksin"..
Adam hızla bahçeye koşmuş ve kocaman kırmızı bir gül görmüş... Tam koparacakken , biraz ilerde sari ve ihtişamlı bir gül çarpmış gözüne... Tam ona uzanırken ilerde pembe bir gonca görmüş... "Belki ilerde daha iyisi vardır" diye düşünen genç,goncayı da koparmamış ve bir anda bahçenin sonuna gelmiş... Sonunda çaresizce köşedeki yaprakları dökülmüş, solmaya yüz tutmuş gülü koparıp, kıza götürmüş.
Solgun gülü gören kız, tebessüm etmiş ve söyle demiş: " neden yaşlı bir adamla evlendiğimi sanırım anlamışsındır? Tüm güzellikleri bir bir harcarken, zamanın ilerlediğini ve beni nelerin beklediğini hiç hesap etmemiştim. Ve sonunda beni bekleyen solgun bir güle razı olmak zorunda kaldım"
Etrafınızdaki güzellikleri elinizin tersiyle itmeyin, yolun sonunda sizi bekleyen sürpriz hayal ettiğiniz kadar iyi olmayabilir...
KARINCA KİTO
KÖYDE Kİ RESSAM
Köyde yaşlı bir ressam vardı.
Olağanüstü güzel resimler yapıp iyi fiyata satardı.
Bir gün köyden bir fakir gelip dedi ki :
Yahu senin durumun iyi,
neden kimseye yardım yapmıyorsun.
Bak fırıncı fakirlere ara ara bedava ekmek veriyor.
Kasap bazen Bedava et veriyor.
Sen neden hiç yardım etmiyorsun.
Ressam tebessüm etti ama birşey demedi.
Bu fakir bütün köyde sabah akşam ressamın aleyhinde propaganda yapıyor ve ressamı kötülüyordu
Bir gün ressam hasta oldu .
Kimse de onun yanına gelmedi ve sonunda ressam öldü.
Aradan bir kaç gün geçti .
Artık ne fırıncı ekmek verdi fakirlere ne de kasap et verdi.
Sordular neden fakirlerin hakkını kestiniz?
Dediler ki !.
her ay başı o merhum ressam bize para verip fakirlere ekmek ve et vermemizi söylerdi.
O ölünce para veren kalmadı o yüzden..
İnsanların bazıları seni kötü bilir kimileri ise sudan daha temiz ve berrak.
Ne kötü diyenler sana zarar verir ne de iyi diyenlerin bir yararı olmaz.
Önemli olan senin gerçek ve hakiki durumundur.
Kimseye karşı önyargılı olma.
Eğer gerçek halini bilsen başka türlü davranırsın....
DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMA
Unutmayın kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik başkalarını değiştirmeye çalışma sevdanızdan vazgeçerek bir tek kendinizde değişim ve dönüşümler yaratmaktır. Önce siz değişin, dönüşün ve her açıdan sağlığınıza kavuşun ki çevrenizdekiler de sizden esinlenerek kendilerine dönme cesaretini gösterebilsinler. Bundan sonra lütfen kendinizi tek değil dört tane bakıma, beslenmeye muhtaç ve bir o kadar da önemli bedenden oluşan bir bütünsel varlık olarak görün, kabul edin ve yaşayın. Ancak bu şekilde her yönüyle sağlıklı bir insan olabilirsiniz
SİHİRLİ DEĞNEK
İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye
karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği
hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar.
Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk
yalvarırcasına bakan gözler...le, 'Babacığım çok yoruldum.
... ... Lütfen beni kucağında taşır mısın?' der. Baba; 'Ben de
yorgunum oğlum'' der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba
tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla
biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar.
Sonra dalı oğluna verir. 'Al oğlum, sana güzel bir at' der.
Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve
sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye
başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile... Baba
gülerek kızına: 'İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya
da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman
kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et.
Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir yada bir çocuğun
tebessümü olabilir.' Değnekten atınız hiç eksik olmasın....
NİÇİN VARSIN
Kendine saygı duy.
Varoluş, sana ihtiyaç duyduğu için onurlan ve keyif al; aksi takdirde burada olmazdın.
Varoluş sensiz olamayacağı için mutlu ol.
Her şeyden önce sen bu nedenle buradasın:
Varoluş sana bir fırsat vermiştir; içinde gizlenen muazzam hazinelere güzelliğe, saadete, özgürlüğe sahip bir hayat.
Sadece kendine güvenmen gerekir; bu, kendini sevmenin başka bir adıdır.
Ve sen kendine güvendiğinde ve sevdiğinde açık bir şekilde her ne isen, her kim isen onun sorumluluğunu kendi omuzlarına almışsındır.
Bu öylesine muazzam bir varlık deneyimi sağlar ki hiç kimse seni bir daha esir edemez.
ALINTI
ZEN USTASI
Arayış içinde olan bir kaç kişi yaşlı Zen ustasının yanına gelmişler.
Efendim, demişler, biz sizin hep mutlu ve memnun olduğunuzu görmekteyiz. Biz de sizin gibi mutlu olmak istiyoruz.
Usta da yumuşak bir gülümsemeyle şöyle cevap vermiş :
Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum,
yürüdüğümde yürüyorum....
Ziyaretçiler şaşkın bir ifadeyle birbirilerine bakmışlar.. Sonra biri dayanamamış ve şunları söylemiş: " Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz ? Biz de aynen sizin gibi yatıyoruz, oturuyoruz ve yemek yiyoruz, fakat yine de mutlu değiliz.
Zen ustası yine aynı cevabı vermiş :
Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum ve yürüdüğümde yürüyorum. "
Usta bu cevaptan memnun kalmadıklarını görünce, kısa bir aradan sonra şöyle devam etmiş:
Tabi ki siz de yatıyor, yürüyor ve yemek yiyorsunuz . Ama yatarken, kalkmayı düşünüyorsunuz, kalktığınızda gitmeyi, yürürken de ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuz.
Sizin düşünceleriniz olduğunuz yerde değil, hep başka bir yerde oluyor.
Hayatın kendisi geçmiş ile gelecek arasındaki kesişme noktasındadır.
Bu değerli ana kendinizi bırakın, böylece mutlu ve tatminkar bir hayat yaşama şansını yakalayabilirsiniz...
Alıntı
BAZILARI
Canını sıkan hiç bir şey olduğu gibi kalmayacak.
Sadece biraz zamana ihtiyacın var.
Bugün değil belki ama, hallolacak
Konu ne olursa olsun, bugün acıttığı kadar yarın ya da bir gün inan acıtamayacak.
Bilirsin hiç bir şey olduğu gibi kalmıyor.
Hem hayatın içinde olan şeyler bunlar
Bakma sen , hayat herkesi bir sekilde sınavdan geçiriyor.
Sadece, bazılarımız gülerken daha iyi rol yapıyor.
Önce Sağlık Olsun!
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
Çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
Sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
Yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
Vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel
KALP VE RUH
Bir adam güzel bir kızla evlendi. Onu çok seviyordu.
Bir gün bir deri hastalığı oluştu. Yavaş yavaş güzelliğini kaybetmeye başladı.
Bir gün kocası bir iş için ayrıldı. Dönüş yolunda kaza geçirdi ve görme gücünü kaybetti.
Ancak aile hayatı her zamanki gibi devam etti. Ama günler geçtikçe güzelliğini yavaş yavaş kaybetti. Adam Onu sevmeye devam etti ve o da onu çok seviyordu.
Bir gün kadın öldü. Ölümü adama büyük üzüntü getirdi. Tüm ritüellerini tamamladı ve şehri terk etmek istedi.
Arkadan bir adam yaklaştı ve dedi ki: " Nasıl yalnız yürüyeceksin? Bugünlerde karın sana yardım ederdi ". Adam cevap verdi:
" Ben kör değilim. Böyle davrandım çünkü bir hastalık yüzünden cildin durumunu görebilseydi hastalığından daha çok incinirdi.
Onu sadece güzelliği için sevmedim, aynı zamanda şefkatli ve sevgi dolu doğasına aşık oldum. Ben de kör taklidi yaptım. Sadece onu mutlu etmek istedim.
Birini gerçekten sevdiğinizde, insanınızı mutlu etmek için sonuna kadar yanlarında yürürsünüz ve bazen kör davranmak ve mutlu olmak için başkalarının küçük sorunlarını görmezden gelmek bize iyi gelir. Güzellik zamanla solacak ama kalp ve ruh hep aynı olacak.
İnsanı dışındakiler için değil, içindekiler için sevin...
=ALINTI=
Sufizm’de SU FELSEFESİ
Suyun doğası bir felsefe anlatır.
Mesela dağdan akan suyu düşünün. En az direnç gösteren yolu seçer akmak için. Yani önüne bir kaya çıkacak olursa onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya. Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler: “Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna.” Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi. O zaman ne yapar, birikip üstünden aşar. Yok eğer bu da olmuyorsa sabırla kayayı damla damla delmeye başlar. Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler. Sabretmek hiçbir şey yapmadan oturmak değildir. “Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der Şems-i Tebrizi. Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir.
Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder. Su hep akar. Bilir ki aktıkça temizlenir. Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar. Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki: “Sen su gibi ak. Her daim yenilen. Her gün yenilen. İki günün aynı olmasın. Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren.” Mesela su değişimden hiç korkmaz. Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar. Su değişimi ne güzel de anlatır. Bazen yağmur olur, bazen kar olur, bazen buz olur, bazen buhar olur. Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne yağmur olup iner yine yere.
Ayrıca su uyumludur. Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın. Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası hiç değişmez. Her yere her şeye uyum sağlar. Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır. Uyum sağlayanlar esnektir çünkü...
ALINTI....
ÖĞRECİ VE PROFESÖR
Profesör bi öğrenciyi kürsüye çağırıp
-Anlat dersi, demiş
öğrenci başlamış anlatmaya.
-Şimdi kürsünün üstüne çık,devam et.
Öğrenci kürsüye çıkıp devam etmiş
-Kürsünün üstüne bi sandalye koy,üstüne çık devam et.Öğrenci söyleneni yapmış.
-Şimdi sandalye üstüne tabureyi koy, devam et..
Öğrenci artık düşmemek için dengesini kontrol ederek konuştukça dediklerinde tutarsızlıklar başlamış.
Hoca dersi bitirmiş:"İnsan yükseldikçe dediklerinde tutarsızlıklar olur,çünkü artık beyin söyleneni değil,bulunan yerden düşmemeyi önceler"
(Alıntı)
*BU YAZIYA HAYRAN KALACAKSINIZ‼*
Kullandığınız her sözcükle bir anlaşma imzalarsınız.
Hem kendinizle hem karşınızdaki ile hem de tüm evrenle!
*Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa*
*Bugün ne konuştuğuna baksın.*
Muhtemeldir ki bugün en çok konuştuğunuz şey yarının deneyimi olacak.
Peygamber Efendimizin bir hadisi vardır.
Der ki:
*Bela insanın diline bağlıdır..!*
Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz hasta olan birisini ziyarete gittiğinde hangi duaları ettiğini sormuş,
o da; *"Allah'tan sabır"* dilediğini söylemiştir.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz;
*"Musibetimde bana sabır ver"* yerine
*"Rabbenâ âtina fiddünyâ haseneten... "*
*(Ya Rabbi, bana dünyada da Ahirette de iyilik ver)*
*Duasını neden okumuyorsun?"* demiş.
Ayrıca Peygamber (s.a.v) yanından geçerken,
*"Ey Rabbim! Sen'den sabır istiyorum"* diye dua eden bir kişiye,
*"Sen Allah'tan bela istemiş oldun.*
*Bunun yerine O'ndan sağlık ve afiyet dile."* buyurmuş.
Olmasını *istemediğiniz* şeyleri dualarınızda dileklerinizde de anmayın!
*İstemediğiniz şeyleri sıralamayın.*
*Sadece OLMASINI İSTEDİĞİNİZ şeyleri söyleyin.*
"Ben hasta olmak istemiyorum "yerine,
*"Elhamdülillah ben sağlıklıyım."*
"Yaşlanmak istemiyorum" yerine
*"Ben her daim genç kalıyorum.."*
Yaşlanmak istemiyorum diyen insanların oradaki odağı yaşlanmaktır mesela...
*Ve sonucunda yaşlanmak kaçınılmazdır.*
*Öyle ki beyin negatifi algılamaz*
*Söylenen her sözü gerçek kabul eder.*
Mesela siz, *"Unutma"* dediğinizde onu *"unut"* olarak alır.
Onun yerine *"Aklında tut"* demek daha doğrudur.
Birisine,
“Panik yapma”
dediğinizde daha fazla panik olacaktır.
Bunun yerine *"sakin ol"* demek daha uygundur.
Bu yüzden ne yapmak *istemediğimizi değil ne istiyorsak onu söylemeliyiz!*
Birisi size eğer sizi gördüğünde *"hasta gibi görünüyorsun"* dediğinde,
eğer siz buna inanır ve onaylarsanız bu anlaşmayı imzalamış olursunuz ve çok fazla sürmeden hasta olacağınıza dair sizi temin ederim!
Hastalık demişken bazı insanlar var hastalıklarına sıkı sıkı sahip çıkan...
*"Benim şekerim var!"*
*"Benim tansiyonum var!"*
*BENİM..!!!*
"Benim" diyerek siz bu kadar sahip çıkarsanız o hastalık da sizi hayatta bırakmaz!
*Çünkü"Ben" diye başlayan her cümleyi bilinçaltı sahiplenir ve emir kabul eder.*
Bazen de kişi burada kurbanı oynamayı seçer. Hatta bazen bundan hoşlanır bile..
Çünkü o hastadır ve çevresinden daha önce görmediği ilgiyi görüyordur.
*Farkındalığı olan kişi ise o noktada bedeninin kendine verdiği mesaja bakar.*
Ve şu soruyu sorar *"Bilmem gereken şey ne?*
*Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor?"*
"Neden ben?" değil..
*"Nerede hata yaptım*
*Ve bu hastalıkla bedenim beni uyarıyor?"* demeliyiz.
Büyüklerin çok söylediği bir söz vardır.
*"Bir şeyi kırk kere söylersen olur."*
Hiç düşündünüz mü neden acaba?
*Çünkü dil neyi çok söylerse, bilinçaltı onu gerçek kabul eder, beyin onu gerçekleştirmek için harekete geçer.*
*OLUMLU KONUŞMAK ve DÜŞÜNMEK işte bu yüzden çok önemlidir.*
Dr. şöyle der: *"Olumlu kelimelere odaklanarak ve bunları yansıtarak genel sağlığınızı iyileştirebilir ve beynimizin işlevselliğini artırabiliriz.*
Enerjinizi hangi kelimeler üzerine odaklıyorsunuz?
*Eğer hayatınızın istediğiniz kadar güzel olmadığını fark ettiyseniz,*
*olumsuz kelimeleri ne sıklıkta kullandığınızı not etmek için bir defter tutun.*
Gerçekten daha iyi bir hayatın ne kadar kolay ulaşılabileceğini gördüğünüzde şaşıracaksınız.
*Kelimelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin..*
Sözlerinizle birlikte davranışlarınızda değiştiğinde siz değişmeye başlarsınız.
*Siz değiştikçe yaşamınızda değişir.*
*Bir bakarsınız ki yaşamınız söyledikleriniz, düşündükleriniz, davranışlarınız olmuş..*
Bu yüzden *olmasını* istediğiniz şey neyse ona odaklanın *olmamasını* istediğinize değil..!
Şimdi şu iki cümleye bakın. Ve iki cümlenin de ayrı ayrı size ne hissettirdiğini düşünün..
- Bugün hava çok güzel ama yarın yağmur yağacak.
- Yarın yağmur yağacak olsa bile bugün hava çok güzel!
Sadece iki kelime AMA ve OLSA BİLE kelimeleri cümledeki ifadeyi ne kadar değiştiriyor değil mi? İlkinde olumsuz bir duygu durumu ikincide ise her şeye rağmen mutlu olma durumu.
*“İslam’ın Güler Yüzü”* isimli kitabında Profesör Hanımın çok ilginç bir tespiti var.
*“Bir kimse,”* diyor, *“Çayını içerken, kaşığını bardağın içinde dolaştırırken çıkan ses, uzaydaki bütün zerrelerden duyulur.”*
Aman Yâ Rabbi... Bu sözü okurken tüylerim ürperdi, kendimden geçtim.
Her şey ne kadar birbiriyle ilgili.
Bazı kimseler der ki, evimde kapım kilitli, perdelerim örtülüyken ben yapayalnızım. Kimseler yok.
İstediğimi yapabilirim. Kimin ne haberi olacak.
Bugünkü modern bilime ne kadar aykırı bir düşünce.
Mesele hiç de o kimsenin sandığı gibi değil.
*Hepimiz, her an, aklın alamayacağı bir gözetim, denetim içindeyiz.*
*Biz sade düşüncelerimizden değil, duygularımızdan da bütün evrene karşı sorumluyuz.*
*İçimizdeki kinden, nefretten, intikam duygusundan yükselen eksi elektrik, dünyadaki bütün zerreleri ürpertiyor,*
ALINTI
HOROZ
Horoz her sabah adeti üzere ötüyormuş.
Bundan rahatsız olan sahibi bir gün horoza demiş ki; "hergün ötmenden rahatsız oluyorum, bir daha ötersen keserim seni "
Horoz üzülmüş fakat, canından olmamak için ötmeyi bırakmış ve şöyle düşünmüş" bir ben ötmesem nolcak, bir sürü horoz kardeşim var"
Bir süre sonra sahibi yine gelmiş ve demiş ki ;
" Eğer tavuk gibi gıdaklamazsan seni keserim"
Üzülmüş hem de çok, fakat başka çaresi olmadığını düşündüğü için gıdaklamaya başlamış. Yani canını kurtarmış!
Aradan biraz zaman daha geçmiş ve bu kez sahibi demiş ki; "Hiç bir işe yaramıyorsun, eğer tavuk gibi yumurtlamazsan seni keserim"
Horoz hüngür hüngür ağlamaya başlamış ve demiş ki " KEŞKE ÖTERKEN ÖLSEYDİM"
Problemlere yaklaşımda korku,
Karar verirken korku,
Doğru bir konuda adım atarken korku...
Korku tavizdir...
Cesaret, özünü korumaktır,
Cesaret, kendin kalmaktır.
Alıntı
1 Ekim 2020 Perşembe
BİR DAKİKALIK
SUSKUNLUĞUN ADAGİO SU
SESSİZ
kendisinin de zirveden hızla yuvarlanan bir kartopu olduğundan bi-haber oluşu, soru sahibinin çığ sonrası sessizliğini ironikleştirir.
tıppppp. oysa bütün meslekler mühendislik edasında hesap kitapla yapılmalı, sessizliğin ölçüleri belirlendikten sonra ne olup bittiğiyle profesyonel bir eda içinde ilgilenilmemelidir.
HAYAT KISADIR .
Öyleyse hayatınızı sevin.
Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin.
Sadece kendiniz için yaşayın ve,
— Konuşmadan önce dinleyin,
—Yazmadan önce düşünün,
—Harcamadan önce kazanın,
— Dua etmeden önce bağışlayın,
—İncitmeden önce hissedin,
— Nefret etmeden önce sevin,
—Vazgeçmeden önce çabalayın,
—Ölmeden önce yaşayın.
HAYAT BUDUR.
ONU HİSSEDİN, ONU YAŞAYIN VE ONDAN HOŞNUT OLUN !...
»» William Shakespeare
ÜZÜLME
Her günün bitiminde, bir şeyler öğreniyorsan;
Ömrün sana vazgeçilmez insanlar kazandırıyorsa;
Sabaha gülerek açabiliyorsan gözlerini;
Büyüdüğüne Üzülme...
Bırak günler sende iz bıraksın..
GİDER AYAK
HANGİ PAPATYAYDI O ?
Hayat, zaman zaman bizi karmaşık duygularla sarmalar. İlişkilerde, dostluklarda, hatta kendi iç dünyamızda birçok kararla yüzleşiriz. İşte ...
-
Rasim, bir aksam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, su satırlar yazılıydı: ...
-
Yağmuru seviyorum diyorsun, yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun... Güneşi seviyorum diyorsun, güneş açınca gölgeye kaçıyorsun... Rüzgarı sevi...
-
Evet zorlu bir yoldayım evet bazen hep tek başımayım. Bazen düşüyor olabilirim ve dirseklerim haddinden fazla kanamışta olabilir Kim...


